Uncategorized

Sürekli Endişeleniyor Musunuz? Yaygın Anksiyete Bozukluğunu Anlamak

Hepimiz zaman zaman kaygılanırız.

Bir sınav öncesinde, önemli bir toplantıdan önce ya da sevdiğimiz birinin sağlığıyla ilgili bir durum yaşadığımızda endişelenmemiz oldukça doğaldır. Hatta belirli düzeydeki kaygı, bizi harekete geçiren ve hazırlıklı olmamızı sağlayan önemli bir duygudur.

Peki ya zihniniz neredeyse hiç susmuyorsa?

Bir konu çözülür çözülmez başka bir konu hakkında düşünmeye başlıyor, sürekli bir şeylerin ters gideceğinden endişe ediyor ve kendinizi günün büyük bölümünde kaygılı hissediyorsanız, yaşadığınız durum sıradan bir endişeden daha farklı olabilir.

Kaygı Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Kaygı bazen bizi koruyan bir alarm sistemi gibidir. Ancak bu alarm sürekli çalmaya başladığında hem zihinsel hem de fiziksel olarak yorulabiliriz.

Bazı insanlar gün içinde kendilerini sık sık şu düşüncelerin içinde bulurlar:

Bu düşünceler çoğu zaman belirli bir olayla sınırlı kalmaz. Bir konu biter, bir diğeri başlar. Kişi sanki sürekli yeni bir endişe bulmak zorundaymış gibi hisseder.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB), kişinin günlük yaşamın birçok alanında yoğun ve kontrol etmekte zorlandığı bir endişe hali yaşamasıyla karakterizedir.

Burada önemli olan nokta, kaygının sadece yoğun olması değil; aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini etkilemeye başlamasıdır.

Çoğu zaman kişi endişelerinin abartılı olabileceğinin farkındadır. Ancak buna rağmen zihnini susturmakta zorlanır. Mantığıyla “Bu kadar düşünmemeliyim.” dese bile, kaygı devam eder.

Bu nedenle çevresindeki insanlar tarafından sıklıkla “çok evhamlı”, “çok kafaya takıyor” ya da “fazla düşünüyor” şeklinde tanımlanabilir.

Sürekli Kaygının Bedene Etkileri

Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz.

Uzun süre devam eden endişe hali, bedende de çeşitli belirtiler ortaya çıkarabilir:

Bazen kişiler ilk olarak bu fiziksel belirtiler nedeniyle yardım arar ve yaşadıkları durumun yoğun kaygıyla ilişkili olduğunu sonradan fark ederler.

Neden Bu Kadar Kaygılanıyorum?

Kaygının ortaya çıkmasının tek bir nedeni yoktur.

Genetik yatkınlık, kişilik özellikleri, yaşam deneyimleri ve stresli yaşam olayları birlikte etkili olabilir. Özellikle yoğun stres dönemlerinde kaygı belirtileri belirgin şekilde artabilir.

Ancak burada önemli olan nokta şudur:

Kaygı yaşamak bir zayıflık göstergesi değildir.

Çoğu zaman kişi, olumsuz ihtimallere karşı hazırlıklı olmaya çalışırken fark etmeden kendisini bitmek bilmeyen bir endişe döngüsünün içinde bulur.

Kaygıyla Yaşamak Zorunda Değilsiniz

Sürekli kaygı, çoğu insana hayatın değişmez bir parçası gibi gelebilir. Ancak durum böyle olmak zorunda değildir.

Psikolojik danışmanlık sürecinde kişiler, kaygıyı tetikleyen düşünce kalıplarını fark etmeyi, belirsizlikle daha sağlıklı şekilde baş etmeyi ve endişelerini yönetebilmeyi öğrenebilirler. Gerektiğinde psikiyatri desteği ile birlikte yürütülen tedavi süreci de oldukça etkili sonuçlar verebilmektedir.

Eğer zihniniz günün büyük bölümünü “ya olursa” düşünceleriyle geçiriyorsa, bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz.

Yaşadığınız kaygının günlük yaşamınızı etkilemeye başladığını fark ediyorsanız, profesyonel destek süreci bu döngüyü anlamlandırmanız ve yönetmeniz için önemli bir adım olabilir.

« Travma Nedir? Her Zor Olay…Sağlıklı İletişimin Önündeki Engeller Nelerdir? »